Evrim ve Fosiller

Evrim Teorisi için en önemli belgeler fosil kayıtlarıdır.Çünkü doğa tarihinde Darwinci senaryonun olup olmadığını anlamak en iyi yol budur.Fosiller, bize geçmişteki canlıların nasıl olduğunu, değişip değişmediğini gösterir.Peki Darwinci evrimin iddia ettiği, ortak ata tezini(common descent) destekleyen kanıtlar var mıdır?

 

Ortak ata tezinin doğrulanması için pek çok fosil gerekmektedir.Eğer ara türler varsa, bunların fosilleri bilinen türlerin fosillerinden daha fazla olmalıdır.Eğer ara tür olduğu iddia edilen sadece bir iki fosil varsa, bu fosiller muhtemelen ara tür değildir.Çünkü bir yığın fosil olması gerekkirken çok az olması bir çelişki oluşturur. Fakat evrimci yayınlarda ara fosil iddialarına rastlayabiliriz. Bu ara tür olduğu iddia edilen fosillerin aslı nedir?

 

Ara tür olduğu iddia edilen fosiller aslında, ya sahtekarlık ürünüdür ya da çarpıtılarak yorumlamaya dayanır.Yanlış yorumlama ve çıkarımların nedeni de evrimcilerin ön yargılarıdır.Sahtekarlık örneklerine Archaeoraptor(sahte dinokuş fosili), Piltdown Adamı  gibi farklı canlı kemiklerinin birbirine eklenmesiyle oluşan fosillier gösterilebilir. Bazen de bir canlının atası olduğu iddia edilen fosiller, aslında o türden daha sonra ortaya çıkmıştır. Yani bir türün fosilleri, atası olduğu iddia edilen türden daha daha yaşlı olabiliyor.

 

Aslında fosiller Darwinizm için sorundur.Pek çok bilim adamı bu konuda makaleler, kitaplar yazmıştır.Evrimci bilim adamları dahi fosillerin evrimi desteklemediğini itiraf etmektedirler.Örneğin evrimin ünlü savunucularından Stephen Jay Gould (1942-2002) şöyle anlatmaktadır:

"Çoğu fosil türünün tarihi, kademe kademe gelişim (gradualism) ile çelişen iki özellik içermektedir:

1. Durağanlık: Çoğu tür, yeryüzünde bulundukları süre içinde hiçbir değişiklik sergilememektedir, yok olduklarında nasılsalar, fosil kayıtlarında da aynı şekilde görünüyorlar…

2. Ani meydana çıkış: Herhangi bir bölgede, bir tür, atalarının istikrarlı değişimleri ile aşama aşama meydana çıkmaz; tek bir seferde ve "tamamen oluşmuş" şekilde meydana çıkar."

(Stephen Jay Gould, "Evolution's Eratic Pace", Natural History, vol. 86(5), Mayıs 1977, s.14)

Tüm ara fosil iddialarına verilen cevaplar için  buraya bakabilirsiniz.

Bakterilerin Antibiyotik Direnci

 

Evrimciler, bazı bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç göstermelerinin evrim olduğunu, bakterinin direnç geliştirdiğini iddia edrler.Aslında ortada evrim falan yoktur.Sadece bazı gözlemlerin cahillikten dolayı yanlış algılanması ya da bilerek çarpıtlması vardır.

Evrim sanılan, aslında evrim olmayan bir olay şöyledir: Bakteri populasyonunda dirençli varyasyonlar ve dirençsiz varyasyonlar bulunmaktadır.Antibiyotikle dirençsiz bakteriler ölünce, popülasyonda bir azalma olur.Ama dirençli varyasyonlar hala yaşamaktadır.Bunlar da çoğalarak tüm poülasyonu oluşturur ve ortaya sadece dirençlilerden oluşan bir popülasyon çıkar.Ortada evrim olmadığı açıktır.Çünkü ortada yeni özellik kazanan, gelişen, hatta değişen bir canlı bile yoktur.Aslında bu olay evrimi desteklemekten çok evrimcilerin açıklayamadığı bir olaydır.Çünkü direnç genleri antibiyotikten önce vardır! Evrimci bir yayın olan Scienttifick American dergisinin 1998 yılındaki bir sayısından:

''Çok sayıda bakteri, daha ticari antibiyotikler kullanılmaya başlamadan önce de direnç genlerine sahipti. Bilim adamları bu genlerin neden evrimleştiklerini ve varlıklarını sürdürdüklerini kesinlikle bilmiyorlar.''
Bakterilerin direnç kazanmadaki diğer yol da bakterilerin birbirlrine gen aktarmalarıdır.Bakteriler birbirlerine DNA transferi yapabilir.Bu yolla bakterilerin direnç genlerini birbirlrine aktardığı görülmüştür.
 
Mutasyonla Direnç
Bazen bazı bakteriler, mutasyonla genetik bilgi kaybına uğrayarak antibiyotiğe dirençli hale gelirler.Bakterinin DNA'sındaki tek bir nükleotitdin yer değiştirmesiyle Antibiyotiğe bağışık hale gelir.Peki bu mutasyon evrim oluşturan, yeni bir genetik bilgi ortaya çıkaran, bir gelişim sağlayan yararlı mutasyon mudur? Hayır. Aslında mutasyon, bakterinin ribozomunun yapısını bozar. Antibiyotik molekülü ise ribozoma etki etmektedir.Ribozomun yapısı bozulunca, antibiyotik molekülü ribozomla eşleşemez ve ortaya antibiyoik bağışıklığı çıkar. Görüldüğü gibi aslında bağışıklı, mutasyonun bakteriyi sakat hale getirmesinden kaynaklanmaktadır.Zaten bu sakat ribozomun verimi normalden düşüktür.İsrailli biyofizikçi Dr. Lee Spetner bir makalesinde bu olayı şöyle yazar:
''Ortaya çıkmaktadır ki, (ribozomun yapısındaki) bu bozulma, bir spesifiklik (belirli bir işe göre özelleşme) azalması, yani bir enformasyon (bilgi) kaybıdır. Asıl nokta şudur ki, (evrim) bu gibi mutasyonlar ile sağlanamaz, bu mutasyonlar ne kadar çok olursa olsun. Evrimin, spesifikliği azaltan mutasyonlarla inşa edilmesi mümkün değildir.''
Bu mutasyon evrim için gerekli mutasyon değildir.Çünkü:
 - Bir genetik bilgi eklemesi yoktur.
 - Ortada bir gelişme yoktur.
 - Mutasyon genetik bilgiyi fakirleştirmiş ve spesifikliği azaltmıştır.
 - Mutasyon canlıya zarar vermiştir.
 
Evrimcilerin dediği gibi bir direnç geni geliştirme falan yoktur ortada.
 
 

Hayali Fosilmiş!

Harun Yahya'nın Yaratılış Atlası adlı kitabını duymuşsunuzdur. Kitabı okumak için buraya gireblirsiniz. Bu kitapta pek çok fosil örnekleri veriliyor. Günümüzdeki canlıların ilk yaratıldıklarından bu güne hiç değişmediği anlatılıyor.Kitapta evrimci iddialara karşı çıkılıyor.

Neyse, biz fosillere geçelim. Evrimci bir sitede(1) bu fosillerin gerçekte olmadığı gibi bir iddiada bulunuluyordu.Söz konusu yazıda şöyle yazıyordu:

Resmin altına fosilin bulunduğu yeri ve tahmini yaşını yazar. Fosille ilgili hiçbir katalog bilgisi yoktur. Yani fosille ilgili herhangi bir araşırma yapma olanağınız yok. ........ Kitabı incelerken fosillerden bir tanesi gözüme çarptı. 148 ve 149. sayfalarda 89 milyon yıllık bir leopar kafatası olduğu iddia edilen bir fosil var.Bu tamamen hayal ürünü bir fosildir.  

Kitapta fosilin bulunduğu ülke, bölge, o bölgede fosillerin ilk kim tarafından bulunduğu, nasıl bir katmandan çıkarıldığı, kaç yıllık olduğu yazıyor.Fosillerin katolog numarası kitapta yok ama, Yaratilis Muzesi.com 'daki bütün fosillerin katalog numarası var.

Aşağıda, kitaptaki leopar fosiliyle yaklaşık aynı yaşta olan, aynı ülkede bulunan ve katalog numarası olan iki adet fosil var:

 

 
LEOPAR KAFATASI
FOSİL

NO:             SM1265

 

 

 

YAŞ:                                                                                             73 milyon yıllık
DÖNEM: Kretase

BULUNDUĞU YER:Yun Nan, Çin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 
KAR LEOPARI KAFATASI
FOSİL NO: SM1968
YAŞ: 67 milyon yıllık
DÖNEM: Kretase
BULUNDUĞU YER: Yun Nan, Çin
 
 
 
 

 

Göz Hakkında Evrimci Yanılgılar

Bu yazımda Gözün evrimi(1) adlı yazıdaki yanılgılardan söz edeceğim.Söz konusu yazı, aslında gözün nasıl evrimleşeceğini falan anlatmıyor.Bakalım ne demişler:

Sık başvurdukları göz örneğinden yola çıkalım, gözler mükemmel değildir. Mükemmel olmadığı için bunca insan gözlükle dolaşıyor. İnsan gözünün aslında birçok kusuru vardır. Gözdeki fotoreseptörler retinada baş aşağı durmaktadır: Fotoreseptörler lense, lense ait kan damarlarına ve bipolar hücrelerine (reseptörlere bağlanarak bilgiyi beyne ileten nöronlara) doğru yönelmemişlerdir; dolayısıyla reseptörler ve lens arasında kalırlar. Dolayısıyla insan görüşünde, buna nöronların gözden dışarı çıktığı deliğin yol açtığı görme alanındaki kör nokta da dâhil olmak üzere, eksikliklere yol açarlar.

Gözler tabi ki mükemmeldir.Bir insan gözü bile, insanlığın yaptığı en teknolojik kameradan daha üstün bir görüntü kalitesine sahiptir.En karmaşık kamera bile göz kadar mükemmel değildir.Bunca insanın gözlükle dolaşmasındaki etken ise gözün tasarımı değil, sonradan oluşabilen hastalıklardır.

Gelelim ters duran fotoreseptör(ışık algılayıcı) hücrelere.Bu hücrelerin ışık alan kısımları gözün arka tarafına doğrudur.Bu hücrelerden çıkan sinirler ise, ışıkla hücreler arasında bir katman oluşturmaktadır. Bu sinirler de gözün belli bir noktasında toplanır ve oradaki bir kanaldan dışarı çıkarlar. Bu kanal üzerinde fotoreseptör hücre yoktur.Buraya görüntü algılanamadığı için de kör nokta denir.Bazı evrimciler ise bu ters duran hücreleri, hatalı bir özellik olarak nitelerler.Ama bu tamamen cahillikten kaynalanır.

Öncelikle belirteyim, gözdeki retina hücreleri çok fazla enerji harcar.Bu enerjiyi karşılamak için besin de de kan yoluyla olur. Peki kan nereden gelir? Bu ters retina hücrelerinin hemen arkasında, bu tabakayı adeta bir ağ gibi saran, çok özel bir damar dokusu vardır. İşte o ters çevrilmiş hücreler olmasa gözün enerji ihtiyacı karşılanamayacaktı.Görüldüğü gibi burada açık bir tasarım vardır.

 

O kadar da mükemmel göz ve kulaklara sahip olmadığımızın farkında bile değilizdir. Çok daha başka renkleri göremesek de, dünya ne kadar renkli ve güzel diye mutlu oluruz. Kısacası, Akıllı Tasarımcıların "indirgenemez karmaşıklık" tezinin aksine, bizde ve birçok hayvandaki organlar o kadar mükemmel olmasalar da, yine de önemli bir sorun çıkarmadan işlevlerini yerine getirir.

 

Göz ve kulağın mükemmel olmadığını iddia ediyorlar ama neye dayanarak? Gözler ve kulaklar olduça karmaşık ve mükemmel yapılardır.Bazı hayvanların renkleri daha farklı görmesi insan gözlerinin mükemmelliğini bozmaz.Ya da bazı hayvanların bizim duyamadığımız sesleri  duyması bizim kulaklarımızın kompleks olmadığı anlamına gelmez.Kim ister ki karıncanın yürüyüş sesini ya da Dünyanın dönüş sesini duymayı? Eğer böyle olsaydı(gözümüz ve kulağımız daha farklı olsaydı) insan yaşayamazdı.

 

(1)http://www.evrim-teorisi.org//index.php?option=com_content&task=view&id=23&Itemid=43

Evrim Karşıtı, Neandertal Cevap

Neanderali insan saymayan biri benim  yazıma bir cevap vermiş.Daha doğrusu öyle sanmış ama ben yine de o yazıyı cevap vermeye değer bulup cevap vereyim.

Psikolojik fark sunulması beklenmiyordu herhalde? Elbette anatomik fark sunulacak. Niçin yazınızda, sunmuş olduğum ve “Birkaç” denerek küçümsenen farklar sunulup, değerlendirilmemiş? Siz benim yazıma herhangi bir cevap vermemişsiniz ki, Harun Yahya’nın neandertallerle ilgili çarpıtmalarını sunmak için benim yazımı bahane olarak kullanmışsınız. Kendi kişisel yorumunuza hiçbir dayanak getirmeksizin, “ki bu farklar ırksal farklılıklardır” gibi fazlasıyla öznel bir ifadeyle tüm verdiğim farkları hiç saymışsınız.

Birkaç denerek küçümsenmişmiş.Kendi yazısında da ne demiş: ''Bir iki tanesini sıralıyalım''.

Konumuz Harun Yahya değil.Neandertallerin insan olup olmadığı.Konuları başka bir yere çekerek demagoji yapmayın.

Çarpıtma olduğunu iddia etmişsiniz. Ben hiçbir çarpıtma yapmadım. Günümüz ırklarında bu tür farklar yokturmuş... Günümüz ırkları arasındaki farklar vardır. Önceki yazımda verdiğim alıntılara bakabilirsiniz. Günümüzde insanların bir araya gelip kaynaşması daha çok olduğu, coğrafi izolasyon pek olmadığı için, ırklar zamanla daha çok birbirine benzemektedir. (Fakat hala arasında büyük farklar olan ırklar görülmektedir).Bütün insan ırklarını tek bir ülkede toplarsanız, karışık evlilikler sonucunda belli bir zaman sonra birbirine çok benzeyen ''tek bir ırk'' oluşacaktır. Coğrafi izolasyon ise ters bir şekilde canlı kombinasyonunu ayırarak, canlıların gen kombinasyonunun kendi aralarında sınırlı kalmasını sağlayar.Bu da bazı özellikleri ön plana çıkarabilmektedir.

Günümüzdeki ırklar arasındaki kafatası farklılıklarına bakalım.Acaba yok muymuş bu tür farklar. Kafatasındaki farkları görmek kolay.

Sırayla: Zaireli, Eskimolu, Alman, Bengalili, Neandertal,neandertal(aynı kafatası)

 

 

 

  

 

 

Arada ne kadar büyük farklar var değil mi?(!) Bakın resimlere siz karar verin, neandertal insan mı diye.

 

''Neandertaller günümüz bilimadamlarınca Homo Neanderthalensis olarak sınıflandırılır, bazı bilim adamlarıysa Homo Sapiens Neanderthalensis(Yani Homo Sapiens’in alt türü) olduğunu iddia eder.''

Homo, yani insan.Yani Homo sapiensin alt türü veya ırkı.

Alıntılar hakkında, bir bilim adamının görüşleri, incelemeleri benim için önemlidir. Bunu takmayanlardan bana ne.Ünlü bilim adamlarının görüşlerinin benimkiyle aynı olması önemli değil mi sizce?

''Bu onları homo sapiens sapiens yapmaz, kültür geliştirebilecek kapasitede homo türü yapar. Kültür gelişiminin benzer seyir izlemesi gayet doğaldır; Sonuç itibariyle benzer nitelikler taşıyan iki homo cinsi türünden bahsediyoruz''

Homo sapienslerin hepsi ayndır, yani homodur.Neandertallerin şimdi soyu tükendi(ya da asimile oldu) diye onları farklı bir sınıflamaya sokan evrimcilerdir. Ayrıca ölülerini gömen, mızrakları, giyim bilgileri, müzik aletleri, kültürleri olan(üstelik diğer ırklarla paylaşıyorlar), ateşi kullanan ve insan olmayan bir canlı var mıdır?

 

Neanderalle Günümüz İnsanı Çiftleşebilir mi?

 

Neandertal ırkı ile günümüzdeki ırkların çiftleşmesine herhangi bir engel yoktur. Yani herhangi bir engel tespit edilememiştir ve hatta bilimsel bulgular, büyük olasılıkla çiftleştiğini göstermektedir.

 - Şimdiki insan ırkları ile neandertal arasındaki karşılaştırmalarda, insan kemiklerinde sadece neandertalden kaynaklanan özellikler olduğu tespit edilmiştir.

 - Neandertalle, günümüzdeki bazı ırklar, bir arada yaşamışlardır.(ortak bir kültür paylaşarak, binlerce yıl)

 - Önceki yazımdaki kaynaktan alıntılar:

"Mukayesede insan kemiklerinde sadece Neandertaller’den kaynaklanabilecek bazı özelliklerin var olduğu tespit edildi."

"Ayrıca insanlarda çene kemiği ve kaslarının yapısı da Neandertaller ile çiftleşme belirtileri gösteriyor."

"Trinkaus bulguları, “İki tür arasında çiftleşme olduğu, iki türün de birbirlerini sosyal olarak kabul ettiğiniz söyleyebiliriz” şeklinde yorumluyor."

"Trinkaus her iki türün de birbirlerine diğer türlerle olduğundan çok daha yüksek ‘sosyal yakınlık’ gösterdiğini vurguluyor. İki tür arasındaki binlerce yıl yakınlıktan sonra insanlar ayakta kalırken, Neandertaller yaklaşık 30.000 yıl önce yeryüzünden silindi."

 - Ayrıca, avrupalı bir ırk kabul edilen Cro Magnon'ların da neandertalle çiftleştiğine dair bulgular vardır.(Hatta cro magnon'ların hala dünyanın bazı bölgelerinde yaşamakta olduğu kabul edilir.Mesela Polonya ve Macaristan'da da aynı özelliklere sahip insanlara rastlanmıştır.)

 

Neandertalle şimdiki insanlar, kendi aralarında üreyebiliyorlar.Aralarında çok fazla benzerlik var.Şimdi tür tanımına göre bu iki ırk da insan.

 

Aşağıda, neandertal ve şimdiki bir insanın tam iskeleti.Biraz iri yapılı bir ırk. Amerikalıların, çinlilere göre uzun ve biraz iri olması gibi.Kaldı ki aynı türe ait ırklar arasında da büyük boyut farkları görülebilmektedir.